Şevket ERER – Offical

Şevket ERER'e ait Resmi Web Sitesi. Referans çalışmaları, günlük ve gündeme dair yazıları gibi paylaşımlar içeriyor.

Hangi taraftasınız?

Öncelikle bir Galatasaraylı olarak, takımımı ve yalnızca hak eden taraftarımızı kutluyorum. Nice şampiyonluklara inşallah. Uzun bir çabanın, azmin ve yorgunlukların eseri olarak, aldığımız bu ödüle gölge düşüren olaylarla dolup taştı haber bültenleri. Malesef.

Bana bu paragrafı “Malesef” ile bitirten gözüme çok batan iki olay var aslında. Taraftarlığın, canavarlığa, hatta kahpeliğe dönüşebildiğini gördüm. Bu sözlerimin kimi incitip kırdığı umrumda değil, çünkü bi tarafta “Hayatını kaybeden” daha 12′sinde bir “ÇOCUK” var. Diğer tarafta ise, her fırsatta vatanını duyunca mangalda kül bırakmayıp, yenilgiyi hazmedemeyince devletin polisine saldıran, zarar veren namussuzlar.

Evet, tek başına cesareti olmayan, ama arkasındaki kuru kalabalığa güvenip, taş attığınız, dövdüğünüz, anasına avradına sövdüğünüz kocaman adamlar var. Evet, arabaları parçaladınız, iş yerlerinin camlarını indirdiniz, kendinizce “İşte biz buyuz, bakın, görün!” dediniz. Tebrikler.

Unuttuğunuz bi kaç şey var;
O dövdüğünüz insanlar, aile babası, öldüğünüz çocuk daha hayatı görmedi ve camını indirdiğiniz dükkanların masraflarını sizi yapıp dışarı salan babalarınız ödemiyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama taraftarlık bu değil, bu kendinizce verdiğiniz tepkiler, bizim milletimizin, bir spor uğruna kendi kendini kırmasının bir göstergesi.

Taraf olmak, iyi günde kötü günde, desteklediğin safta olmaktır. Ve unutmayın, bizim ilk gelen taraftarlığımız, insanlığımız, vatanımız ve kültürümüzdür.

Şimdi söyleyin hangi taraftasınız?

Ş.Erer

Buna da kapama gozlerini…

Sakin başladım güne, her zaman olduğu gibi daha iyileştirmek için herşeyi… Uğraştım yine her gün olduğu gibi, çabaladım bişeyler için, sonucu biliyordum ama umut hiç terketmeyen bi zehirdi benim için. Ve yine zehirledi hayallerimi. Her zaman olduğu gibi sabredebileceğimi düşündüm. Ama artık ne şeytana karşı koyabiliyorum, ne de sallanana hayallerimi tutabiliyorum.

Çok yoruldum. Olduğum gibi görünmemekten, rol yapmaktan çok sıkıldım. Sırtımı döndüğüm anda vurulmaktan, gözümü kapadığım anda soyulmaktan, çok bunaldım. 24 Saatimi mutlu geçirememekten bıktım. Çok yoruldum. Pamuk ipliğine bağlı yaşamaktan. Sabır sınırlarımı zorlamaktan, bu da geçer demekten. İlerde gördüğüm karanlıktan korkmaktan bıktım.

ve artık
YALAN DUYMAKTAN bıktım. Bu kadar zor olmamalı, bu kadar yalan söyleyebildiğin insanları atmak. Artık katrelerini sayıyorum sabrımın. YETER kelimesini hep duymak beni boğuyor.

Gözlerimi kapatmamı sağlayan şarkıları defalarca üst üste dinlemekten, kendimi kandırmaktan yoruldum. Belki de bu yüzden çok sinirliyim kendime.

Artık kendime sinirlenmektense herkese kafa tutmayı yeğliyorum.
Asi, ama mutlu olmak varken, uysal ve kandırılan olmak artık bana göre değil.

..

.

Ş.Erer

*Mutlaka dinleyin.

Kotulerin Dostu, Narsistlerin Dusmani!

Herkes bilmez narsist ne demektir. Ama herkes “kendini bi bok zannediyo” öbeğini kullanmıştır çoğu kez. İşte o gözünüzdeki artistlere narsist diyor bilim dünyası. Kimi psikolojik bozukluk olarak tanımlıyor, kimisi de yaşam tarzı. Bunun benim lugatımda tek bi adı vardır: ŞIMARIKLIK.

Nefret ettiğim davranış gruplarının başını çeken bu olguya asla taviz veremiyorum ne hikmetse. Sentezlediğim insanlar arasında bu türlerde var. Şunu biliyorum, kendine tapan insanlar yücelikleri göremeyen aciz yaratıklardan başka hiçbişey değiller. Bunu ister sinirle, ister sukut ile yazmış yazmış olmam arasında hiçbir fark olmayacaktır. Bu konuda düşüncelerim sabittir, değişmez, değiştirilemez.

Hayat boyu çokça karşılaşacaksınız bu insanlarla, savunma yollarından bahsedeyim.

  • Asla sinirlenmeyin. Sinirlenmek her zaman kaybetmenize sebep olur.
  • İlgilenmeyin. Eğer sohbet yine narsizme bağlanıyorsa konuyla ilgilenmeyin.
  • Kibirli olun. Bu karşınızdakinin size mesafeli yaklaşmasını sağlar.
  • Büyük Hissedin. Kendinize asla “acaba” sorusunu sormayın. Karşınızda bir narsist varsa siz daima BÜYÜKSÜNÜZ.

Bu yöntemleri, gerek iş hayatınızda, gerek sosyal hayatınızda kullanabilir ve olumlu sonuçlar alabilirsiniz.

“Mükemmelliğimi, mütevaziliğime borçluyum” gibi bir cümle kurarak, bu olguya da bok atan bu insanları kınıyorum.

O kötü diye tabir edilen insanlarla bile dost olabilirim ama narsistler beni deli ediyor :)

Ve şöyle sesleniyorum:
Kendini bi BOK zannedenler… -Gerçekten öylesiniz.

Hepimizin bir popisi vardır Vesselam! (Human Synthesis Series 1)

Uzun süredir(algılarım açıldığından beri), düzenli olarak insan sentezi yapıyorum.Bunu bir iş yada bir görev olarak değil, bir hobi, efendime söyleyeyim bir popi gibi ilgilenmeyi sevdiğim bir durum olarak görüyorum. Bazen insanları izleyip güldüğüm oluyor. Bazen gördüğüm anda dünyalar başıma yıkılıyor. Farklı insanlar farklı ilhamlar alıyorum.

Bu yazımda da bu ilhamlardan bahsedeyim diyorum. Gördüğüm kadarıyla, tüm insanlık aleminin zamanını geçirdiği belirli aktiviteler var. Demekki “Press TV Röportajı’ndaki Arkadaşımızının” dediği gibi “Herkesin bir popisi vardır”. Bundan yola çıkarak konuyu anlamaya çalışmak daha mantıklı gelmeyi başladı bu röportajı izledikten sonra. Arkadaşımızın konuşmasındaki amaç “Kafasına Göre Herkes, Karışma Merkez” mesajını tüm dünya’ya hadi dünya demiyelim tüm Türkiye’ye yaymaktı belkide.

Ve o bunu başardı. Kendisi canı gönülden kutluyor, selamlarımı iletiyorum. Evet biliyoruz ki hepimiz saçma/saçmaolmayan şekillerde eğlenip zaman geçiriyoruz. Peki neden “moda kavramı” genç/yaşlı herkesin iliklerine kadar işlemiş durumda? Merak ediyorum. Arkadaşımızın da dediği gibi “Herkes istedüğü şekil geyinir” neden moda denen saçmalığa uyma zorunluluğu hisseder insan.

Evet modaya da salça olduktan sonra geçiyoruz sonuç bölümüne, anlatmak istediğim şey şu aslında:
Her birey kendi çerçevesinde özel bir varlıktır, ve herkesin bakış açısı farklıdır, bunu Yaseminin Penceresi programında yıllarca görmüşüzdür hepimiz. İnsanların ortak olarak güldüğü ve ağladığı şeyler vardır elbet ancak hiç kimse birbirini tam anlamıyla karşılamaz. Yapışık ikiz de olsanız mutlaka fark vardır arada. Duygusal farklılıkların oluşum sebebi de aslında budur. Bir olaya gösterilen reaksiyon her bireyde mutlaka farklılık gösterir. Belki göz görmez ama hissiyatlar asla denk değildir.

Bize düşen de herkesin popisine saygı duymaktır. Çünkü “Herkesin bir popisi vardır, olmalıdır ve olacaktır da…”

Hadi görüşürüz :)

Ulan insanlik senin evin yok mu? Neden hep bende kaliyorsun?

Küçük bi isyan olarak algılanmasında problem görmüyorum. Fakat ne hayata, ne de yaradana. Kafama göre takılıyorum işte. İnsanın yapısından mıdır bilinmez ama son zamanlarda ne yaşarsa ona göre konuşurmuş. (Yapılmayan bi araştırma :)

Nerden başlayayım ki bilemedim şimdi.
Bugün neden kendime böyle bi soru sorduğumu düşündüm. Anladım. Yazdım. Hani hep derler ya, yapılan söylenmez diye. Ben o konuda “yavşaklık” durumlarında bu kuralın geçerli olmadığını düşünüyorum. Bunu hep söylerim. Dost dediğim “kaşarlı tost” çıkan insanlar, beni bazı söylemlerde bulunduruyor böyle bazen.

Daha dün pislikten alıp adam etmeye çalıştığın insanlar, arkasını dönüp gidiyor ya hani. Valla aslında pek takmıyorum ama insan istiyor bazı şeylerin karşılığını, bekliyor sekteye uğradığın zaman koluna girecek bi dostu. Malesef beklentiler hiç karşılanmıyor bu tür durumlarda. Üstüne bi de gereksiz bi cüretkârlık var ya. Artık  voltran olup patlıyorum.

Şimdi kendini “bok” zannedip hava almaya başlamasınlar diye kesiyorum burda. Hadi yine insanlık bende kalsın. Şairin dediği gibi:

“Dönüşüm Muhteşem Olacak :)

Size şöyle bi şarkı armağan edesim var: